Vişne sezonu açıldı! Ve açıldığından beri aklımda olan tek şey vişne likörü. Birkaç yıldır yapmayı en çok sevdiğim likörlerden biri olan vişne likörünü bu sene farklı bir tarifle denemeye karar verdim. Şimdiye kadar anneannemlerden kalma, dayımın yıllarca yaptığı klasik bir tarifi uyguluyordum ama o tarifle ilgili çok temel bir problem vardı, saf alkol olmadan yapılamaması. Bildiğiniz gibi son bir senedir eczanelerde saf alkol satışı yasaklandı ve piyasada bulmak oldukça zorlaştı, bulduklarımıza da tam güvenemez olduk. Bu yüzden tarifimi değiştirirken biraz kaçak oynayabilirim ama yine de kalitesinden emin olabileceğim bir tarif aradım. En sonunda denenmiş ve yılların emeğiyle güzelleşmiş bu tarifi buldum Yaya’mın Tarifleri blogunda.
Giriş
Yaya, Ermenice büyükanne demek ve blog’un sahibi Rita Hanım kendi ailesinden ve anneannesinden kalma tarifleri blogunda yayınlıyor. 2010’dan beri düzenli olarak Ermeni tariflerini paylaştığı bu blogda her türlü yemek tarifini bulmak mümkün. Bence İstanbul kültürünün en temel ögelerinden bir tanesi, içinde bulundurduğu tüm milletlerin kendilerine özgü gelenek ve görenekleriyle daha çok zenginleşmesiydi. Her şeyin ve her yerin birbirinin aynı olmaya başladığı, restoranların zincirlerle, mağazaların AVM’lerle ve parkların binalarla değiştirildiği bu şehir vakti zamanında gerçekten eklektik ve bu karışık dokusunda genede uyumlu, huzurlu bir şehirdi. İşte aşağıda tarifini paylaşacağım vişne likörünü yaparken aklımda bunlar var, çünkü bunlar yemeği seven ve yemek kültürünü takip etmeye çalışan öğrenciler olarak aklımızdan geçirmemiz gereken sorular. Annelerimiz ve anneannelerimizden kalan tarifler sadece bize güzel yemek yapmayı öğretmiyor. Aynı zamanda bir tarihsellik ve devamlılık hissi veriyor. Marketten vişne likörü almakla, vişne mevsimini heyecanla bekleyip vişne likörü yapmanın farkı bu. Bir tanesi bir tüketim ürünüyken diğeri el emeği ve anılarla dolu bir kültür ögesi. Bu sadece vişne likörüyle sınırlı değil, yapılmaya yapılmaya unutulan ve market raflarını dolduran tüm yiyecek ve içecekler için geçerli. Sadece Ermeni mutfağını değil Ramazan’da güllaçı hazır aldığımız, aşureyi pişirmeyi bilmediğimiz ve çoğumuzun daha hiç reçel kaynatmadığı için bu toprakların mutfağını bilmiyoruz. Ama tekrar hatırlayabiliriz!
Yaya, Ermenice büyükanne demek ve blog’un sahibi Rita Hanım kendi ailesinden ve anneannesinden kalma tarifleri blogunda yayınlıyor. 2010’dan beri düzenli olarak Ermeni tariflerini paylaştığı bu blogda her türlü yemek tarifini bulmak mümkün. Bence İstanbul kültürünün en temel ögelerinden bir tanesi, içinde bulundurduğu tüm milletlerin kendilerine özgü gelenek ve görenekleriyle daha çok zenginleşmesiydi. Her şeyin ve her yerin birbirinin aynı olmaya başladığı, restoranların zincirlerle, mağazaların AVM’lerle ve parkların binalarla değiştirildiği bu şehir vakti zamanında gerçekten eklektik ve bu karışık dokusunda genede uyumlu, huzurlu bir şehirdi. İşte aşağıda tarifini paylaşacağım vişne likörünü yaparken aklımda bunlar var, çünkü bunlar yemeği seven ve yemek kültürünü takip etmeye çalışan öğrenciler olarak aklımızdan geçirmemiz gereken sorular. Annelerimiz ve anneannelerimizden kalan tarifler sadece bize güzel yemek yapmayı öğretmiyor. Aynı zamanda bir tarihsellik ve devamlılık hissi veriyor. Marketten vişne likörü almakla, vişne mevsimini heyecanla bekleyip vişne likörü yapmanın farkı bu. Bir tanesi bir tüketim ürünüyken diğeri el emeği ve anılarla dolu bir kültür ögesi. Bu sadece vişne likörüyle sınırlı değil, yapılmaya yapılmaya unutulan ve market raflarını dolduran tüm yiyecek ve içecekler için geçerli. Sadece Ermeni mutfağını değil Ramazan’da güllaçı hazır aldığımız, aşureyi pişirmeyi bilmediğimiz ve çoğumuzun daha hiç reçel kaynatmadığı için bu toprakların mutfağını bilmiyoruz. Ama tekrar hatırlayabiliriz!
Malzemeler
2 kg. Kütahya vişnesi
750 gr. şeker
750 gr. saf alkol (likör için olan)
1.5 litre su
Alkol bulunamadığı zaman votka ile de yapılır yalnız bu sefer bire bir ölçü kullanın yani 750 gr. votka 750 gr. su (Rita Hanım’ın kendi notudur)
750 gr. şeker
750 gr. saf alkol (likör için olan)
1.5 litre su
Alkol bulunamadığı zaman votka ile de yapılır yalnız bu sefer bire bir ölçü kullanın yani 750 gr. votka 750 gr. su (Rita Hanım’ın kendi notudur)
Baharat karışımı için:
50 gr. karanfil
50 gr. zencefil
50 gr. tarçın
1 hindistan cevizi (küçük olan, ya da muskat)
50 gr. karanfil
50 gr. zencefil
50 gr. tarçın
1 hindistan cevizi (küçük olan, ya da muskat)
Yapılışı
Vişneleri yıkayıp temizledikten sonra saplarını kesin ve kavanoza yerleştirin. Üzerine şekeri ve saf alkolle suyu ilave edin. Bir yandan da baharatları dövüp ufalayın ve bez bir bohçanın içine yerleştirin. Ağzını sıkıca bağladığınız bohçayı kavanoza koyun ve karıştırın. İki üç gün kadar mutfak tezgahında güneş alacak şekilde bekletin ki şeker eriyip iyicene sıvıya karışsın. Tabii bu sırada ters düz ederek karıştırmayı da unutmayın. (Hayır, kapağını açmıyoruz) Sonrasında likörün altı ay bekleme süresi var. Bu süreyi güneş görmeden ve yerinde oynamadan geçirmeli. Benim tercihim kavanozu gazete kağıdıyla sarıp evdeki çok kullanılmayan dolaplardan birinin içine yerleştirmek ve takvimime not koyup likörü çıkaracağım günü beklemek.
Notlar
![]() |
| Baharat karışımını koyduğum bohçanın hazırlanışı |
Öncelikle kaçak oynayıp, tarifte biraz değişiklik yaptığım için epey üzüldüm ama alkol konusunda güvendiğim bir yer kalmadığı için ve daha destilasyona başlayamadığımdan likörü votkayla hazırlamak zorunda kaldım. Burada orijinal tarifi paylaşıyorum ama ben küçük bir matematik hesabı yaptım. Ana tarifteki alkol oranı votkayla aynı çıktığından dolayı saf alkol ve su yerine aynı miktarda votka kullandım. Votka biraz koku verecektir tabi ama bekledikçe uçuyor. Ayrıca Tekel el değiştirdiğinden beri saf alkol de eskisi kadar kaliteli üretilmediğinden onun da kokusu çok iç açıcı olmayabiliyor.
Yaptığım başka bir değişiklik de vişneleri saplarıyla koymak yerine saplarını temizleyip baharatlarla beraber bohça içine koymam oldu. Bunu tamamen dekoratif amaçlı tercih ettim. Yoksa tarifte vişneyi yıkadıktan sonra sapları sadece yarısına kadar kesin diyor.
Bir de ailecek likörümüzün alıştığımız aroma profilini (zencefil, tarçın, karanfil) korumak istediğimiz için küçük hindistan cevizi yani muskat koymadık. Açıkçası muskat artık bulması epey kolay bir baharat haline geldi ve Mısır Çarşısında taneyle satılıyor, rendeleyerek bohçanın içine koymak mümkündü. Bu açıkçası biraz da damak zevkinize ve alışkanlıklarınıza kalmış bence :)
Rita Hanım’dan Selamlar
Tarifi yaptıktan sonra sahibi Rita Hanımla iletişime geçtim. Kendisi zaten yemek blogu dünyasında ünlü bir insan. Kendisine hem tarifle hem de işiyle ilgili bir kaç soru yönelttim, cevabı burada:
“Merhabalar, benim de amacım aynen bu bildiklerimizi gençlerle paylaşmak . Vişne likörü Ermeni evlerinde olmazsa olmaz bir ikramdır. Tarifi benim annemin senelerdir uyguladığı şekilde yazdım. Saf alkol eskiden çok kolay bulunurdu Tekelin çıkardığı şişeli hali ile. Fakat son yıllarda zor bulunuyor. Eczanelerde de likör için derseniz size verirler, daha çok Şişli - Kurtuluş civarı eczanelerde kolaylıkla bulabilirsiniz. Ben emekli olduktan sonra bir şeyle uğraşmak istedim ve kızım sayesinde bu blog kuruldu. Dünyanın dört bir yanından takipçilerim var, bazıları ile de dost oldum bu sayede. Belki sayı olarak bazı sitelere göre çok değiliz, fakat ben almış olduğum mesajlarla faydalı olduğumu hissediyorum. Ailem Anadolu kökenli onun için bir çok yöresel tarifler de var, bir çok tarifi de o yörenin insanlarından dinleyerek yazıyorum ve hepsi de denenmiş tarifler. Benim amacım hiç yemek yapmayı bilmeyenin de anlayacağı şekilde yazmak, bazı yorumlarda çok basit yazdığım söyleniyor ama bu benim tercihim. Arada negatif yorumlar alsam da çoğunlukla beni teşvik eden yorumlar geliyor, bilhassa Paskalya Çöreği tarifi yapan herkes yolumu kesip çok güzel oldu diye teşekkür ediyorlar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi ne mutlu bana faydalı olabiliyorsam yoksa amacım ne bu işten para kazanmak ne de bir fayda sağlamak.
“Merhabalar, benim de amacım aynen bu bildiklerimizi gençlerle paylaşmak . Vişne likörü Ermeni evlerinde olmazsa olmaz bir ikramdır. Tarifi benim annemin senelerdir uyguladığı şekilde yazdım. Saf alkol eskiden çok kolay bulunurdu Tekelin çıkardığı şişeli hali ile. Fakat son yıllarda zor bulunuyor. Eczanelerde de likör için derseniz size verirler, daha çok Şişli - Kurtuluş civarı eczanelerde kolaylıkla bulabilirsiniz. Ben emekli olduktan sonra bir şeyle uğraşmak istedim ve kızım sayesinde bu blog kuruldu. Dünyanın dört bir yanından takipçilerim var, bazıları ile de dost oldum bu sayede. Belki sayı olarak bazı sitelere göre çok değiliz, fakat ben almış olduğum mesajlarla faydalı olduğumu hissediyorum. Ailem Anadolu kökenli onun için bir çok yöresel tarifler de var, bir çok tarifi de o yörenin insanlarından dinleyerek yazıyorum ve hepsi de denenmiş tarifler. Benim amacım hiç yemek yapmayı bilmeyenin de anlayacağı şekilde yazmak, bazı yorumlarda çok basit yazdığım söyleniyor ama bu benim tercihim. Arada negatif yorumlar alsam da çoğunlukla beni teşvik eden yorumlar geliyor, bilhassa Paskalya Çöreği tarifi yapan herkes yolumu kesip çok güzel oldu diye teşekkür ediyorlar. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi ne mutlu bana faydalı olabiliyorsam yoksa amacım ne bu işten para kazanmak ne de bir fayda sağlamak.
|
| Likörün içinden bir fotoğraf, vişne akvaryumu |
Kulübün blog sayfasında yazmak istemenize memnun oldum. Ayrıca sizin gibi gençlerin bu konulardaki duyarlılığı da beni çok memnun ediyor, başarılar dilerim. Sevgiyle kalın.”
Bir tarifi yapmak için bir sezon beklemek ve sonra mevsiminde her şeyin en iyisiyle bu tarifi uygulamak, marketten hazır almaktan çok daha değerli ve keyifli bir iş. Ev emeğinin keyfini çıkartmanız dilekleriyle. Ayrıca orijinal tarife buradan bakmayı sakın unutmayın!





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder