Şarap içmeyi sever misiniz? En çok hangi şarabı seversiniz?
Peki, şarap nasıl içilir biliyor musunuz? İşte, BuGusto olarak, geçtiğimiz
hafta tüm bu sorulara cevap bulmak amacıyla, Harvard Cafe’de bir araya geldik ve şarap üzerine çok
keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Şarap hakkında bildiğimiz yanlışları
düzeltmek ve bilmediklerimizi öğrenmek için pür dikkat bir şekilde sommeillerin (şarap uzmanı) anlattığı şarap gibi akan sözlere kulak kabarttık. Öğrendik ki, aynı
kadehlere doldurulup, kadehin şekline bürünmesinin çok daha ötesinde bir ruhu
var şarabın. Her şeyden önce, çok kişisel ve içicisiyle de arasında çok özel bir
bağa sahip.
Şarap; öğrenilmesi bitmeyen, uçsuz bucaksız bir derya adeta. Geçmişten gelen, bitmek bilmeyen ve sürekli yenilenen bir dolu bilgi var şarap hakkında. Tadım ise, öğrenilen bu bilgilerin damak yoluyla pratiğe dökülmüş hali.
Şarap nasıl tadılır öğrenmeden önce, bu bilgileri beynimizin
kıvrımlarına yerleştirmemiz gerekiyor. Bu nedenle ilk önce şarabın tarihine ve
coğrafyasına doğru gözlerimizi çeviriyoruz. Çünkü şarap tadımı, tarih ve
coğrafyayla sıkı bir bağ içinde.
Öncelikle en iyi şarap kadehi, gözümüzü büyüleyen balon
kadehlerin aksine daha küçük kadehler ve kadehin en şişkin yerine kadar
doldurulması gerekiyor ki havalandırma işlemi için yer kalsın. Bir diğer yanlış
bilgi ise, kadehi tutuş biçimimiz. Muhtemelen birçoğumuz kadehi şarabın olduğu
kısımdan tutup bir de artist artist pozlar veriyoruz ama yapmayınız efendim
çünkü kadeh ayağından tutulurmuş. Amaç, şarabımızın elimizin sıcaklığıyla
ısınmasını önlemek. Evet, kadehimizi ayağından tutup elimize aldığımıza göre sıra
geldi rengine bakmaya. Bunun için, 45 derece eğimle beyaz bir zemin üzerinde
şarabımızın rengini inceliyoruz. Ardından burnumuzu kadehin içine iyice sokarak
şarabımızı kokluyoruz. Sonrasında, bilekten kadehi nazikçe sallayarak (ki bana
göre bu en havalı kısım) şarabı havalandırıyoruz. Ve son olarak, ağzımıza biraz
hava ve bir yudum şarap alarak şarabı ağzımızın her yerinde dolandırıp bir
güzel içiyoruz; tabii profesyonel şarap tadımında şarabı içmeyip kovanıza
tükürmeniz gerekiyor; bu da küçük bir ayrıntı.
İlk şarabımız 2012 Ancyra Muscat şarabıydı. Kavaklıdere’nin
bu şarabı, Ege – Pendore bağlarındaki misket üzümlerinden elde ediliyor. Hepimiz
tarafından oldukça beğenilen bu şarap, en üzüm kokan ve aromatikliğiyle bilinen
bir şarapmış. Şarabı kokladığımızda gül ve narenciye kokusu hissettik. Beyaz şarap olduğu için tanen denilen ve şarabı
içtiğimizde dilde kalan buruk hisse sahip değil. Çok hafif ve içimi çok keyifli
bir şarap. En iyi eşlikçisi ise keçi peyniri.
İkinci şarabımız, Kavaklıdere Lal Rose şarabıydı. Lal,
Denizli’nin Çalkarası üzümlerinden elde edilen bir şarap. Zaten Rose seven
birçok kişi tarafından oldukça tercih edilen bu seriyi biz de çok beğendik. Tam
bir keyif şarabı. Kokladığımızda çiçek ve ahududu kokusu aldık. Damakta oldukça
güzel bir his bıraktı. Kırmızı şarap olmadığı için yine tanensizdi. Genel
olarak Rose şaraplarının barbekü ve pizzaya güzel eşlik edeceğini de öğrendik.
BuGusto olarak, Harvard Cafe’nin bize yaptığı ev sahipliği ve sommeillerımızın engin bilgileriyle çok keyifli bir etkinlik gerçekleştirdik ve
öğrendiğimiz bilgiler kapsamında Pasteur’un “Bir şişe şarapta tüm kitaptakilerden daha çok düşünce vardır”
sözünü çok daha iyi anlamış olduk.
Bir sonraki etkinlikte görüşmek üzere,
BuGusto olarak herkese iyi bir şarabın ağızda bıraktığı güzel tat kadar mutlu
günler dileriz…



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder