Geçtiğimiz günlerde ünlü esnaf lokantası olan Yanyalı Fehmi Restoranı’nda Mehmet Yaşin ile buluştuk. Beraber yemek yeme imkanı bulduğumuz lezzet ustası onlarca şehir gezmiş ve yeme içme üzerine birkaç eser de vermiştir. Halen “Yol Üstü Lezzet Durakları” adlı televizyon programını hazırlayıp sunmaya devam etmektedir.
“Ben gurme değilim. Türk gurme sıfatını yaşayan pek kimse yok. Midesine düşkün adamım. Sizlerden biraz farkım bunu profesyonelce yapıyorum. Çok araştırıyorum, çok okuyorum. Bununla ilgili bin kitaplık arşivim var. Fakat bunlar beni gurme yapmıyor. Gurmelik için yemek okullarından mezun olmak lazım; işletmesinden tut, pişirme tekniklerini, malzemelerin nasıl alınacağını, menünün nasıl hazırlanacağını, yemek tarihini bilmek lazım. ‘Ay ne güzel olmuş’ demekle olunmaz. Size önerim herkese gurme demeyin.” Buradan her yemeği güzel yiyenin, ağzının tadını bilenin gurme olmadığını öğrendik ve tadım hakkında bizi bilgilendirmesini istedik lezzet avcımızdan.
“Tat alma mantarcıkları herkeste farklıdır.
Parmak izleri gibi, herkesin aldığı tat farklıdır, kişiseldir. Bu yüzden
öneride bulunmak yanlış olur. Herkes farklı sever. Tadın genellemesi yoktur.
Ama tuz, acı gibi genellemeler
yapılabilir. Şarapta da aynı şekilde, ukalalıkta bulunup
öneri yapmam. Beğendiğiniz şarap sizin için en güzelidir. Renkleri de aynı
görmüyorsak tat da öyledir. Tat tamamen sizin tadınızdır, benim değil.”
Yemeklerimizi yerken bir yandan sohbetimize devam ettik. Hamurişlerini, etleri,
köy ve Anadolu yemeklerini, şarabın
diğer yemeklerle uyumunu ve bunun gibi merak ettiğimiz konular hakkında
konuştuk. Örneğin, “Rakı balıkla da içilmez kebapla da” başlıklı yazısının nedenini
merak ettiğimizi, alışılmış rakı-balık ikilisine neden böyle bir yazı yazdığını
sorduk.
“İçilmez derken rakının tüketim
hızıyla etin tüketim hızları denk gelmez. Rakı, yavaş yavaş; 1 kadeh 45
dakika-1 saatte içilir. Balık ise hızlı yenmelidir.”
Rakıdan söz
edince lezzet ustamız seyyar meyhanelerden bahsetmeden edemedi. Çatal ucu
mezelerinden, seyyar meyhanecinin beline doladığı bağırsak tulumdan ve omuzuna
attığı peşkilden, içkiyi içen seyyar müşterinin daha sonra elinin tersiyle
ağzını silmesine de yumruk mezesi dendiğinden bahsetti. Yemek yapma konusuna da değinmek istedik tabi ki. Yemek yapmaktan önce yemekte kullanılan malzemeleri seçmeyi bilmemiz
gerektiğini; sebzeleri , meyveleri araştırmamız gerektiğini, pazarlarcılarla,
manavlara dostluk kurmak gerektiğini söyledi. Malzeme seçiminde kokunun büyük
bi önemi olduğundan , koku hafızasını geliştirmemiz gerektiğinden bunu da çok
koklayarak yapabileceğimizden söz etti.
Son olarak bulunduğumuz mekan itibariyle esnaf lokantaları hakkındaki
düşüncelerini sorduk. Lezzet avcımızın cevabından, esnaf lokantalarından hoşnut
olduğunu anladık.
“Esnaf lokantalarında demirbaş
yemekler vardır. Bunlar genellikle kurufasulye, çorba, pilav, tas kebabı olur,
lokantasına göre çeşitlenirler. Haftanın her günü özel bir yemek yapılır.
Esnaflar bunu bilir. En eskisi Kanaat Lokantası Üsküdar’da 100 yılı aşkın
zamandır hizmet veriyor. Subaşı ve Hacıabdullah da bir o kadar köklü
lokantalarımız. Esnaf lokantaları hesaplı olmak zorundadırlar. Sermayedar olsam
bütün kentlerde üniversitelerin yanında hesaplı esnaf lokantaları açarım.”


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder